TÜRKİYENİN TARIM DÜNYASINDAN HABERDAR OL

E-Posta adresinizle kayıt olarak siteye eklenen tarım haberlerinden faydalanabilirsiniz...

AİLE ÇİFTÇİLİĞİ: NE İFADE EDİYOR, NE İFADE ETMELİ?

AİLE ÇİFTÇİLİĞİ: NE İFADE EDİYOR, NE İFADE ETMELİ?

 Ziraat Mühendisleri Odası Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Bülent Gülçubuk ile Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda geçtiğimiz yıl “Uluslararası Aile Çiftçiliği Yılı”   ilan edilmesini konuştuk.

 TEMEL TARTIŞMA ALANI

Bir yanda açlık, beslenme yetersizlikleri ve gıda güvencesinde gelecek kaygısı diğer yanda israfın yaşandığı bir dönemde tarım yeniden gündeme geliyor ve gelecek kaygısı tartışılıyor. Dünyada giderek artan sağlıklı ve dengeli beslenme kaygısı geçmişe yeniden hızlı bir dönüş arayışını da beraberinde getiriyor. Dünya telaş içinde, çünkü gıda güvencesi ve gıda güvenliği alarm veriyor. İnsanlığın geleceği, gıda üretimi ve gıda güvencesi ve de tüm canlıların geleceği için tarım toprakları önemli bir doğal varlıktır, kaynaktır. Gelecek yüzyıllara toprağına sahip çıkan koruyan ülkeler daha güvenli bir ortamda geçeceklerdir. İşte bunun için aile çiftçiliğine önem veren ülkeler, bunu yaşatan ülkeler gıda güvencesi ve toprak-su kaynaklarının, biyolojik çeşitliliğin koruması açısından geleceğe daha güven içinde bakıyorlar.

Dünyada baş döndürücü bir toprak ve gıda hareketliliği var. Herkes telaş içinde bir yerlerden toprak kapma, satın alma, işleme telaşında. Bu girişimler tarımın, gıdanın bugün ve gelecek için ne kadar önemli bir silah olduğunu gösteriyor.  Ülkeler artık tarım topraklarına daha fazla önem veriyor, korumak için daha radikal çözümler arıyor. Bazen de az önce belirtildiği gibi başka ülkelerin toprağını satın alarak gelecek güvencesini inşa etmeye çalışıyor. Küresel iklim değişikliği, küresel neoliberal şirketler gittikçe daralan tarım alanları için ciddi sorunlar getiriyor. Susuzluk, kuraklık, geçim kaygısı taşıyan ve ekmek, iş bulma talebi içinde olan insanoğlu için karamsar bir tablo var ortada. Modern tarım ve mevcut gıda sistemi de artık dünya nüfusunu beslemekte yetersiz kalmaktadır. Çözüm su, toprak ve enerji kaynaklarını akılcı, sorumlu ve geleceğe de taşıyabilecek biçimde kullanmaktan geçiyor. Bunu kim kullanacak sorusu burada belirleyicidir. Kırsalda yaşamını sürdürecek, tarımsal uğraşıyı çalışma kültürü haline getirmiş, doğaya karşı duyarlılığı olan “aile çiftçiliği” bu sorunun en akılcı cevabı olarak ortaya çıkmaktadır.

 Geçtiğimiz yılı yani 2014 yılı, dünyanın dikkatini aile çiftçiliğine çekmek amacıyla, Birleşmiş Milletler 66. Genel Kurulu’nda alınan kararla, “Uluslararası Aile Çiftçiliği Yılı” olarak ilan edilmiştir. 2014 Uluslararası Aile Çiftçiliği Yılı’nın temel amacı; açlık ve yoksullukla mücadele, gıda güvenliğinin ve beslenmenin sağlanması, geçim kaynaklarının iyileştirilmesi ve doğal kaynakların yönetimi, tarımsal çeşitliliğin ve çevrenin korunması, özellikle kırsal alanlarda sürdürülebilir kalkınma açısından aile çiftçiliğinin önemine dünyanın dikkatini çekerek aile çiftçiliğini ve küçük ölçekli çiftçiliğin profilinin yükseltilmesini ve sürdürülebilirlik için işbirliği oluşturulmasına imkân sağlamaktır. Buna dikkat çekmek artık her ülkenin asli görevleri arasında yer almaktadır.

 AİLE ÇİFTÇİLİĞİNİN NEDENSELLİĞİ

Birleşmiş Milletler Uluslararası Aile Çiftçiliği Yılısadece açlık ve yoksullukla mücadele ve doğal kaynakların korunmasına dikkat çekmek amacıyla değil, aynı zamanda  aile çiftçiliğinin sürdürülebilirliğinin ve kırsal kalkınmanın etkin bir parçası olmasının sağlanmasına da katkıda bulunmak amacıyla kabul etmiştir.

Aile Çiftçiliği Nedir, Ne Değildir?

Her şeyden önce aile çiftçiliği bir hobi değildir. Aile çiftçiliği tarımın temel yapıtaşlarındandır. Bu ülkemiz için de böyledir, dünya için de. Aile çiftçiliği gerçek bir üretim faaliyetidir, hayata tutunma yolu ve iş kapısıdır. Bundan hareketle; var olan koşullar altında tarımsal üretimden vazgeçmeyen ve aile işgücünü yoğun kullanarak tarım ile bağlantılı olarak gerçekleştirilen faaliyetlerin tamamı aile çiftçiliği olarak tanımlanır. Aile çiftçiliği, aile-temelli tüm tarımsal faaliyetleri kapsar ve kırsal kalkınmanın birçok alanı ile bağlantılıdır. Bir aile tarafından yönetilen ve gerçekleştirilen, çoğunlukla kadın ve erkekler dahil, ailesel işgücüne dayalı tarım, ormancılık, balıkçılık, seracılık, el sanatları ve su ürünlerine yönelik üretim faaliyetlerini kapsamaktadır.

Aile Çiftçiliğinin Önemi

Aile çiftçiliği gıda üretimi için önemlidir, tarımsal üretimin sürdürülebilirliği için önemlidir, doğal kaynakların korunması için önemlidir ve bu daha da uzayıp devam edebilir. Ama asli unsur kırsal yaşamın ve tarımsal üretimin devamlılığıdır. Bundan dolayı da aile çiftçiliği, sosyal politikalarla desteklendiği durumda yerel ekonomilerin canlanması, kırsal kalkınmanın gerçekleşmesi, kırsalda istihdam olanaklarının artması için de bir fırsat olarak ortaya çıkmaktadır. Öz olarak aile çiftçiliği şu açılardan önemlidir;

  • Aile çiftçiliği ve küçük ölçekli çiftçilik, küresel gıda güvenliğiyle ayrılmaz şekilde bağlantılıdır.
  • Aile çiftçiliği, özellikle sosyal korumaya ve toplumların refahına yönelik politikalarla desteklendiğinde, yerel ekonomilerin canlanması için bir fırsat sunar.
  • Aile çiftçiliği geleneksel gıda ürünlerinin korunmasına yardımcı olurken, aynı zamanda dengeli beslenmeye, dünyada tarımsal çeşitliliğin korunmasına ve doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımına katkıda bulunur.
  • Aile çiftçiliği küresel tarımsal biyoçeşitliliğin korunmasına katkıda bulunur.
  • Aile çiftçileri, kaynaklara erişimleri kısıtlı olmasına rağmen üretkenliklerini yüksek düzeyde sürdürerek, dünyadaki gıda üretiminin %80’ini gerçekleştirirler.

Aile çiftçiliğinin önemini özellikle ulusal düzeyde başka bir açıdan ise şöyle özetleyebiliriz;

  • Aile çiftçiliği küresel gıda güvenliği açısından önemli,
  • Yerel kültürün korunması açısından önemli,
  • Aile çiftçileri hayvanıyla, toprağıyla bir aidiyet duygusu yaşatması açısından önemli,
  • Geleneksel gıda ürünlerinin korunması açısından önemli,
  • Dengeli beslenme açısından önemli,
  • Tarımsal biyoçeşitliğinin korunması açısından önemli,
  • Kaynakların sürdürülebilir kullanılması açısından önemli,
  • Çevre duyarlılığı için önemli,
  • Yerel ekonomilerin canlanması açısından önemli,
  • Yoksulluğun azaltılması açısından önemli,
  • Kadınların kırsal alanda çalışma hayatına katılımında, kendi kararlarında söz sahibi olmalarında, statülerinin yükselmesinde ve özgüven kazanmalarında (cinsiyet dengeli bakış açısı ile) önemlidir.

Dünyada aile çiftçiliği, Asya’da %85, Afrika’da %62, Kuzey ve Orta Amerika’da %83, Avrupa’da %68 ve Güney Amerika’da %18’lik bir orana sahiptir. Bunların yanı sıra;

  • Dünyada 500 milyonun üzerinde aile çiftliği vardır.
  • Tarımsal İşletmelerin %98’den fazlasını oluştururlar.
  • Tarımsal arazinin %56’sında, en az %56 oranında tarımsal üretim yaparlar.
  • Dünyadaki gıda üretiminin %80’i aile çiftçileri tarafından gerçekleştirilir. (www.fao.org)

Aile Çiftçiliği Yılı İle Neler Hedeflenmiştir?

Aile çiftçiliği dünyada sadece birkaç ülkenin ya da birkaç kuruluşun sorunu ve görev alanı değildir. İnsanlığın ortak geleceği için aile çiftçiliği herkesin duyarlılık ve sorumluluk alanındadır. Bundan hareketle ortaya konulan hedefler her ülkenin, her bireyin, her kurum-kuruluşu üzerinde ciddi olarak durması gereken görevleri ve sorumluluklarıdır. Birleşmiş Milletler, Aile Çiftçiliği Yılı ile şunları hedef olarak ortaya koymuştur;

  • Sürdürülebilir aile çiftçiliğine imkân sağlayan tarımsal, çevresel ve sosyal politikaların geliştirilmesini desteklemek,
  • Bilgi, iletişim ve örgütlenmeyi geliştirmek, kamuoyundaki farkındalığı artırmak,
  • Aile çiftçiliğinin ihtiyaçlarının, potansiyelinin ve sınırlamalarının daha iyi anlaşılmasını sağlamak ve teknik destek vermek,
  • Sürdürülebilirlik için işbirliği oluşturmak.

Burada görüldüğü gibi ortaya konulan hedefler sadece birkaç ülke veya kuruluşu değil dünyada herkesin ortak işbirliği ve ortak aklı ile gerçekleşebilecektir.

 KAYGILAR İNSANOĞLUNU RAHATSIZ EDİYOR

Dünya tezatlıkları bünyesinde daha çok barındırır oldu. 7,5 milyar insandan 1 milyara yakını aç, 1,5 milyarı ise aşırı ve yanlış beslenmenin sonucu obez yaşıyor. Yani, zıtlıklar içiçe. Açlık ve kötü beslenme dünyadaki pek çok fakir insan için çekilmez hale geldi. FAO’ya göre sahra altı Afrika’da 239 milyon, Asya’da 578 milyon insan en kötü beslenme yaşama tutunmaya çalışıyor. Gıda fiyatları artmaya devam ediyor. 2007 yılından beri FAO fiyat endeksi, uluslararası gıda fiyatlarında yüzde 70’lik bir zıplayışa sahne oldu. Sahra altı Afrika ve Güney Asya’da buna karşılık pek çok çiftçi ve tüketici günde sadece 1-2 dolar kazanıyor. Bu durumda gıda fiyatlarındaki artışlar daha da acı verici oluyor. Nitekim, açlıktan ölümler, kırılmalar çok daha dramatik hale geldi.

1974 yılında toplanan ilk Dünya Gıda Kongresi, bir sonraki 10 yıl için hasat sonrası gıda atıklarının yüzde 50 azaltılması çağrısı yapmıştı. Bundan tam 40 yıl sonra yine aynı şeyi konuşuyoruz ve FAO’nun verilerine göre dünyada her yıl 1 milyar 300 milyon ton gıda maddesi çöpe gidiyor. Bu atıkların dörtte biri kurtarılsa, bugün neredeyse 1 milyara yakın aç insanın doyurulması mümkün olabilecek. Dünya çelişkiler dünyası işte. Bir yandan da tüketim çılgınlığı var. 20. yüzyılda dünyada ekonomik büyüklük 23 kat, nüfus ise 4 kat arttı. Bu gelişmeler fosil yakıt tüketiminde 12, su tüketiminde 9 kat artışa neden oldu. Küresel Ayak İzi Ağı tarafından her yıl açıklanan ‘Dünya Limit Aşım Günü’ ne tarz bir tüketim çılgınlığı içinde olduğumuzu somut olarak ortaya koyuyor. Dünya Limit Aşım Günü; insanlığın doğal kaynaklara olan talebinin, doğanın bir yıl içinde sunduğu miktarının üzerine çıktığı gün olarak tanımlanıyor. 2000 yılında 1 Ekim gününe düşen Dünya Limit Aşım Günü, 2013 yılında (yani geçen yıl) 19 Ağustos’a kaydı. Bugün insanlığın doğal kaynaklardan ve ekosistemden olan talebi 1,5 gezegene eşdeğer durumda (ABD 4 gezegen, AB 3 gezegen! ). Bu şekilde yaşamaya ve tüketmeye devam edersek, bu yüzyılın ortalarında üç gezegene eşdeğer doğal kaynağa ihtiyacımız olacak.

Dünya bir yandan refahı konuşurken diğer yandan, diğer yandan da kirlettiği kaynakları, kaybettiği kaynakları konuşuyor. Geçmişin yeşil devrim teknolojileri her ne kadar kısa vadede verimin artmasını sağladılar ise de, sadece verime odaklanarak biyolojik ilişkiyi göz ardı ettiler. Neredeyse 2 milyar hektar toprak ve 2,6 milyar insan yeşil devrim kaynaklı, büyük ölçekli kültür pratiklerinin neden olduğu arazi bozunumundan olumsuz etkilenmişlerdir.

Dünyadaki yoksul insanların pek çoğu için sebze yemek bir lüks haline gelmiştir, çünkü eskiden sebze de yetiştiren birçok çiftçi artık sadece başlıca ticari ürünlere odaklanmak zorunda kalmaktadır. Üretimden koparılan çiftçi özellikle de aile çiftçisi tüketim bireyi olmuştur. Bir önemli diğer sorun da gençler ile küresel tarım sistemi arasındaki ilişkiler ağıdır. Gençlerin çoğu çiftçi olmak istemiyor. Tarım çoğu zaman bir kariyer seçeneği olarak göz ardı edilip küçümseniyor ve başka hiçbir şansı olmayan yoksul insanların işi olarak görülüyor.

İşte tüm bu sorunlar karşısında aile çiftçiliği bir ölçüde de sorunlara çözüm olur mu diye dünyada tartışılıyor. Çünkü şu artık çok iyi bilinmektedir ki, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde gıda üretimi için tarımın en etkin unsurlarından biridir. Aile çiftçiliğinin ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkelerde ulusal düzeyde başarılı bir şekilde geliştirilmesi; tarımsal ve ekolojik koşullar, çevre politikaları, pazara erişim, arazi ve doğal kaynaklara erişim, teknoloji ve doğal kaynaklara erişim, demografik, ekonomik ve sosyokültürel koşullar, uzmanlık alanlarında eğitim olanaklarına erişim gibi çeşitli faktörlere bağlıdır. Bunun için kırsallık, yerellik önem taşımaktadır. Aile çiftçiliği, teknolojiyi dışlayan değil tam tersi ölçeği doğrultusunda bunu etkin ve sağlıklı üretim için kullanan bir işletme biçimidir aynı zamanda. Ancak sürdürülebilirliği ve refahı desteklemedeki potansiyel gücünün farkına varılması yenidir.

Dünyada ve ülkemizde aile çiftçiliği açısından ön plana çıkan bir başka konuda iklim değişikliğidir. Küresel iklim değişiklikleri etkisini daha fazla hissettirmeye başladı. 1789 yılında Malthus’un nüfus teorisini iklim değişiklikleri yeniden gündeme getirmektedir. Nüfus geometrik olarak artıyor ve siyaset söylemleri de bunu teşvik ediyor ama gıda üretimi artık aritmetik olarak bile artmama tehdidindedir. Nitekim uyarılar gelecek yıllarda gıda üretiminin azalacağını ve fiyatların da çok hızlı artacağını gösteriyor. 1975 yılında Amerika’da Başkan Ford, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 13 ülkede nüfus artışının Amerika açısından tehdit oluşturduğunu ve bu nedenle nüfus artışının kontrol altına alınmasını söylerken, gelecekte dünyanın çekeceği gıda krizine daha o zamandan dikkat çekmiştir. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler başkan Ford için değil ama sağlıklı ve güvenilir gelecek için gıda-nüfus dengesine tüm zamanlardan daha fazla özen göstermek durumundadır. Gerçekten dünya gıda krizine doğru gidiyor ama bunun çözümü küresel güçlerin çıkarları için değil tüm dünyanın ortak insanlık çözümü yönünde olmalıdır. Bu çözümün en önemli paydaşlığını ise aile çiftçiliği oluşturmaktadır.

TÜRKİYE AÇISINDAN AİLE ÇİFTÇİLİĞİ

Türkiye’nin yıllarca tarımda kronik bir sorun gibi gösterilen küçük işletme gerçeği artık bir avantajı haline geldi. Türkiye aile çiftçiliği potansiyeli yüksek bir ülkedir. Nüfusun yaklaşık üçte biri tarım ile geçimini sağlamakta, işgücü piyasasında çalışan 4 kişiden biri tarımda çalışmaktadır. Türkiye endüstrisi, tarımsal maddeleri hammadde olarak kullanmakta, tarım sanayinin gelişimini desteklemektedir. Aile çiftçiliği ile uğraşalar bir yandan kendi istihdamlarını kendi yaratırken, bir yandan da tarımsal üretime, gıda güvencesine, kırsal yaşamın sürdürülebilirliğine katkıda bulunmaktadır. Gıda tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Çiftçi Kayıt Sistemi 2012 verilerine göre Türkiye’de geçimini çiftçilikle kazanan 2.214.390 çiftçi vardır. Türkiye’de kırsal nüfusun payı ve istihdamda tarım sektörünün payı zaman içerisinde azalmakla beraber önemini muhafaza etmektedir. 1990 yılında Türkiye’de istihdam edilenlerin %46’sı tarım sektöründe çalışırken, günümüzde yaklaşık  %24’ü tarım sektöründe çalışmaktadır. İstihdamda tarım sektörünün payı son 20 yılda yaklaşık %50 azalmasına rağmen, hala çalışan 4 kişiden biri tarım sektöründe istihdam edilmektedir. Bu şunu ortaya koymaktadır; bu nüfus kırsal alanda refahın, yaşam koşullarının iyileşmesi ile daha fazla üretime katkıda bulunabilecek ve gıda güvencesi açısından önemli bir avantaj oluşturacaktır.

 Burada önemli olan bir konu; ne yapmalı da aile çiftçiliğini yaşatmalı ve kırsal nüfusu yerinde tutabilmeli? Burada temel yaklaşım şu olmalıdır; aile çiftçiliği hem gelişen, hem de gelişmekte olan ülkelerde gıda üretimi sektöründe tarımın en etkin birimlerinden biridir. Bunun için korunmalı ve yaşatılmalıdır. Bundan hareketle şu söylenebilir. Ulusal düzeyde başarılı bir aile çiftçiliği;

  • Tarımsal ve ekolojik koşullar ve bölgesel özellikler,
  • Uygulanacak çevre politikaları,
  • Pazarlama olanakları ve pazara erişim,
  • Doğal kaynakların varlığı,
  • Teknoloji ve yayım hizmetlerine erişim,
  • Tarımsal finansman kaynaklarına erişim,
  • Kooperatifçilik başta olmak üzere etkin örgütlenme,
  • Demografik, ekonomik, sosyo-kültürel koşullara erişim gibi birçok faktöre bağlı bulunmaktadır.

Çünkü, aile çiftçiliği, sosyo-ekonomik, çevresel ve kültürel bakımdan ülkeler açısından stratejik öneme sahiptir. Özellikle aile çiftçiliğinin yoğun olduğu ülkelerde tarım politikalarının hedef kitlesi sadece aile işletmeleri olabilmektedir. Ülkemizde bu yaklaşımı gözden geçirmelidir. Hem kalkınmakta olan hem de kalkınmış ülkelerde aile çiftçiliği gıda üretimi alanında en yaygın olarak görülen yapıyı oluşturduğuna göre bizler de konuya bu yaklaşım ile bakmalıyız. Kentlerde sınırlı istihdam alanı oluşumu, artan işsizlik ve gelecek kaygısı, giderek azalan tarım alanları ülkemiz için aile çiftçiliği ekonomi-politik öncelikler arasında ilk sırada yer alma durumundadır.

 Türkiye aile çiftçiliğini yaşatmak ve sürdürülebilir kılmak için aşağıdaki alanlarda strateji geliştirme durumundadır;

  • Gençlere yönelik strateji
  • Yetişkinlere yönelik strateji
  • Teknoloji kullanımına yönelik strateji
  • Kırsal işletmelere yönelik strateji
  • Girişimcilik potansiyeline yönelik strateji
  • Örgütlenmeye yönelik strateji
  • Kaynak desteğine yönelik strateji
  • Sosyal sermayenin geliştirilmesine yönelik strateji
  • Kırsal dinamiklere dayalı rekabet gücü oluşturma stratejisi.

 AİLE ÇİFTÇİLİĞİNİN GELECEĞİ

 Tarımın modernleşmesi ve hızlı kentleşme olgusu kırda yaşamını devam ettiremeyen ailelerin kente göçü ve tarımdan kopmasını beraberinde getiriyor. Hızlı kentleşme, istihdamın kırsalda sınırlı büyümesi veya büyümemesi, yasal düzenlemeler artık kırdakileri kırda tutmaya yetmiyor. Nüfusun kırsalda tutunamaması gıda güvencesi ve insanlık için ciddi sorunlar ortaya koymaktadır. Burada öncelikle gıda politikaları önemlidir. Gıda güvencesi ulusal bir politika önceliği olarak ele alınmalı ve gıda alanında küresel güçlere teslim olacak bir ülkeye dönüşmemeliyiz. Türkiye küresel sorumluluklarını ülkeyi küresel şirketlere, güçlere sonuna kadar açarak değil, geleneksel gıdalarımızı, yöresel ürünlerimizi, sağlıklı ve dengeli beslenmemizi, ulusal işletmelerimizi, kooperatif girişimlerimizi ön plana alarak kendine yetebilen ülkelerden biri olarak yerine getirmelidir. Bunun için potansiyeli de var, insan kaynakları da var, bilgi birikimi de var. Potansiyel olarak ilk beliren de aile çiftçiliği olmalıdır. Milyonlarca aile çiftçisini yerinde tutabilmek ve üretime ettirebilmek ulusal politika önceliklerinden olmak durumundadır.

Tarım ve gıda sistemi içindeki eşitsizlikleri, sermayenin köylülük, kırsallık ve emek çelişkilerini dikkate alan, hem kırsal yoksullukla, hem kentsel açlıkla mücadele edecek, tarım ve gıda politikalarını işgücü, sağlıklı yaşam ve sürdürülebilir ekonomik ve ekolojik çözümler paketinin bir parçası gören ve aile çiftçiliğini üretimin temel aktörü olarak gören çözümlere ihtiyaç var.

Küresel iklim değişikliği, küresel neoliberal şirketler gittikçe daralan tarım alanları için ciddi sorunlar getiriyor. Susuzluk, kuraklık, geçim kaygısı taşıyan ve ekmek, iş bulma talebi içinde olan insanoğlu için karamsar bir tablo var ortada. Modern tarım ve mevcut gıda sistemi de artık dünya nüfusunu beslemekte yetersiz kalmaktadır. Çözüm su, toprak ve enerji kaynaklarını akılcı, sorumlu ve geleceğe de taşıyabilecek biçimde kullanmaktan geçiyor. Çözüm kırsalın değerlerine kırsalda sahip çıkmakta ve kırdaki nüfusa sahip çıkmaktan geçiyor. Çözüm aile çiftçiliğini yaşatmaktan geçiyor.

 Aile Çiftçiliği ülkemizin üstün olduğu bir alandır. Geleneksel tarımın korunmasında ve yaşatılmasında, kırsal yaşamın sürdürülebilirliğinde, biyolojik çeşitliliğin korunmasında, gıda güvencesinin sağlanmasında, doğal kaynakların sürdürülebilir korunmasında aile çiftçiliği ülkemiz için olduğu kadar dünya için de önemlidir. Ayrıca, yerel-kırsal ekonomilerin canlanmasında, kırdan kente göçün azaltılmasında,  yerel kültürün gelecek kuşaklara aktarılmasında da aile çiftçiliği önemli birer potansiyeldir. Önemli olan bunu etkin ve sonuca ulaşan politika uygulamaları ile değerlendirebilmektir.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir